(Bazı) Bloggerlar Şımartılmış Kullanıcılardır

Çok paralar kazanma hevesiyle aklına bir fikir geliyor, hemen açıyorsun blogu. İlk yazında millete kendini ve heyecanını anlatıyorsun. Hatta aynı gün birden çok yazı giriyorsun. Sonraki zaman yazmaya üşeniyorsun. Halen blog yazarak para kazanma ve zengin olma hayali kurmana rağmen, blogunu beslemiyorsun. Sağda solda fenomenim diye geziyorsun. Halbuki bloguna en son dört ay önce yazı girmişsin. Aramıza hoş geldin, evet, sen de artık çok ünlü bir blogger olmuşsun. Tebrikler!

Öncelikle belirtmeliyim ki bu bir gözlem yazısıdır. Hedef alınan bir isim/kurum yoktur. Türkiye’deki “Blogger” algısına dair gördüklerimi anlatma amacım var.

Benim hikayem…

Blog yazmaya resmen 2006 yılında başladım. Kişisel bir web sitem vardı ama ben Blogger aracılığıyla bir reklam blogu açmıştım. Yeni çıkan reklamları bloga ekliyor, birkaç cümle ile yorumluyordum. Bu sayede ziyaretlerim de artmıştı. Epey bir süre burayı besledim. O yıllarda “dijital pazarlama” konusunda gelecek görmüştüm. Ufak ufak kendimi bu sektöre hazırlıyordum. Nasıl olsa reklamcılık öğrencisiydim. Her alandan beslenmem gerekliydi.

Yazmayı çok sevdiğim için, işi büyütmeye karar verdim. 2008 yılında Deneme Yazıları‘nı kurdum. Amaç, yazmayı seven kullanıcıları bir araya getirmekti. Her konuda yazılabilecek bir platform ihtiyacı doğmuştu. Orada da yazmayı sürdürdüm. Reklam dışında başka konularda da yazıyordum. Eski yazılarıma bakıyorum da, insan tebessüm ediyor ister istemez.

Biz orada kendi halimizde yazarken, başka kullanıcıların başka başka havalara girdiğine şahit oldum.

Blog yazarlığı dediğin…

2011 yılında attığım şu tweet aslında bu yazıyı özetler nitelikte. Çoğumuz büyük heveslerle yazmaya başlıyoruz. Ama blog yazarlığına yeterli özeni gösteriyor muyuz? Yurt dışında bir yazısıyla hükümetleri harekete geçiren blog yazarlarının yanında biz nasıl kalıyoruz? Neyi eksik yapıyoruz?

Evet, blog açması kolay. Yürütmesi zor. Bizim blog yazarları da biraz “şımarık” bir hava içinde açıkçası. Çünkü hiçbir çaba sarf etmeden paralar cebine gelsin istiyor. İyi de, sen blogunu yeterince aktif tutuyor musun? Yazdıklarınla bir fark yaratabiliyor musun? Yoksa kendine “photo blogger” diyerek sağda solda bulduğun fotoğrafları, altına 2-3 kelime bile yazmaya üşenerek bloguna mı ekliyorsun? Ya da başkalarının eklediğini “reblog” mu yapıyorsun? (“Reblog”, Tumblr ile hayatımıza girmiş bir kavramdır. Başkasının gönderisini “yeniden bloglama” anlamında kullanılır.)

Bonus: Dünyadaki ilk blog yazarını biliyor musunuz?

Blog yazarlığı demişken, faydalı olacağını düşündüğüm bir bilgi de vereyim: Dünyadaki ilk blog yazarı, Justin Hall‘dur. 1994 Ocak ayında kişisel notlarını -o zamanlarda “blogging” kavramı yok tabii- paylaşmaya başlamış. Şurada detayları var.

Swarthmore’da öğrenciyken yayına başlayan Justin Hall, “bu işe ilk başladığımda buna ‘kişisel web sayfası’ diyorlardı. Sonra bana ilk web günlüğü tutanlardan biri olduğumu söylediler, şimdi de internetin ilk blogger’ıyım” diyor.

Justin Hall, Aralık 2004’te New York Times Magazine tarafından “kişisel blog yazarlığının babası” olarak anılan ilk isim.

Gözlemlerimden edindiğim notlar…

  • “Fenomen” tabir edilen bloggerlar sanıldığı gibi aktif olarak yazmıyor.
  • Blog açan herkes kendini “Blogger” sanıyor.
  • Blog açar açmaz markalar kendisine numune ürün, davetiye yağdırsın istiyor.
  • Her etkinliğe çağrılma umuduyla sağı solu darlıyor.
  • Özgün içerik üretmek ve yazmak yerine işin kolayına kaçmayı, “reblog” yapmayı ve birkaç cümle ile bol bol görsel koymayı seçiyor. (Photoblog veya Tumblr’daki durumu dışarıda tutuyorum.)

Ne yapmak lazım?

Şımarıklığı bir kenara bırakalım… Blogger olduğunuz için hürmet beklemekten, burnu havada olmaktan önce yapmamız gereken şey “insan” olmak ve “insan” kalmak. Davetiyeler, numune ürünler sizi şımartmasın. N’olur. Bana da geliyor öyle şeylerden. “Görmemiş” gibi davranmayın. N’olur.

Yapılacak şey basit: Yazmaya devam edin. Doğuştan bir yeteneğiniz yoksa başlarda tabii ki kötü yazacaksınız. Yazdıkça daha güzel yazacaksınız.

Düzenli yazmaya özen gösterin. Söylemesi kolay, uygulaması zor ama en azından 3-4 ay ara vermeyin. İstikrarlı şekilde yazmaya çalışın.

Özgün, paylaşmaya, okumaya değer içerik üretin. Kendinize “Blogger” diyorsanız, bu söylemin altını doldurun. Sabırlı olun, her blog açan ayda bilmem kaç bin liralar kazanmıyor. Siz de (hemen) kazanmayacaksınız.

Sizin önerileriniz ve gözlemleriniz neler? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

16 Yorum

  • Öncelikle bu harika yazı (ayrıca konu) için teşekkürler. Özellikle “Biz orada kendi halimizde yazarken, başka kullanıcıların başka başka havalara girdiğine şahit oldum.” sözüne katılmamam elde değil. 2005 yılında blog yazmaya başladığımda tabiri caizse 3-5 kişiydik (Elbette sayı daha fazlaydı) ve herkes gerçekten blog tutuyordu; üstelik her birimiz kişisel blog yazarıydık. Sonra senin de yazın da sürekli bahsini geçtiğin ‘para kazanma, gazete köşelerinde kendine yer bulma vs. gibi sebeplerle’ blogalar inşa etmeye başladılar. Duygu, düşünce, öneri, yaşantı vesairenin eksik olduğu reklam kokan SEO kokan etiket yüklü bloglar. Zaten Facebook ve Twitter’ın hem pratikliğine hem de daha hızlı gelir getirme özelliklerinden dolayı bloglarını terk edip sosyal ağlara akın eden kişiler de onlar oldu. Biz gerçek blog yazarları hâlâ bloglarımızda duruyoruz. 2005″lerde blog serüveninde beraber yol aldığımız arkadaşların çoğu bugün sosyal ağlarda kayboldu; buna da üzülüyorum. Hatta geçmiş yıllara ait Türkiye’nin en iyi bloglarının seçildiği yarışmlarda dereceye giren adreslerin bazılarının atıl duruma geldiği veya iptal olduğu gerçeğiyle karşılaşabilirsiniz. Bu konu hakkında söyleyecek çok sözüm var aslında ama yorum çok uzayacak (; son olarak şu farka da değinmek istiyorum. Yıllar önce kişisel blog yazarı olarak yazılarımın çoğunda fotoğraflarımı kullanmamı tuhaf karşılayan; özel hayatımı yazılarımda deşifre ettiğimi öne sürenler facebook’un icadıyla özel hayatlarını adeta halka arz ettiler. Yatak odasından ayak parmaklarının ojelerine sevgilisiyle en mahrem fotoğraflarından yeni doğmuş bebeğinin karelerine kadar cömertçe paylaşan blogger ötesi yeni bir kullanıcı profili çıktı ortaya. Sahi biz Türk milleti ne ara bu kadar cömert olduk?

  • Yorum için teşekkür ederim :) Söylediklerine katılmamak elde değil. Blog yazarlığını iyice “ticari” ve “sıradanlaştıran” zihniyete bir tepki amacım…

  • Ben 2008’de birşeyler karalamaya başladım. Asıl yolculuk 2010’da başladı ve ”blogumla ne yapmak istediğimi buldum!” dememin üzerine de 2 sene geçti. Hala ”ben daha olmadım”, ”kendimi daha çok geliştirmem lazım” gibi şeyler söylerken, pişmiş pişmiş ”ben blogger’ım” diye dolaşanlar var. Özellikle bir magazin yazarının ”canım sıkıldı, teknoloji blogu açacağım” dedikten sonra isyankar olmamak mümkün değil. Yine güzel bir derleme olmuş. Klavyene sağlık Ali =)

  • Ben habireyazıyorum ama şimdiye kadar işin maddi boyutunu hiç düşünmedim! Elbetteki ilk günlerin çoşkusunu hep aynı seviyede tutmak imkansız ama paylaştıklarınız sizin tutkunuzsa zaten devamı geliyor…

  • geçenlerde gittiğim bir fuarda kartımı uzatınca adambaktı ve geri verdi. ben sizinle uğraşamam, ne yazarsanız yazın dedi. çok şaşırdım. ben reklam metinleri için kartımı vermiştim ama o beni blogger olduğum için reddeti. çünkü bıkmış artık. “bana numune yolla, iki tane de çekiliş için yolla yoksa hakkında kullandım memnun kalmadım yazısı yazarım” diyenlerden bıkmış. Yüzlerce yere numune yollamak zorunda kalmaktan bıkmış. Yolladığı numunelerin ardından hiç yazı yazılmayınca açıp sormaktan ve “ben bloggerim, beğendiğimi yazar, beğenmediğimi yazmam” denmesinden ama iki gün sonra aynı kişi tarafından yeni ürün istenmesinden bıkmış. Adam anlattıkça ben utandım. Acaba ben mi safım, kimseden birşey istemedim şimdiye kadar diye bile düşünmedim. Adam ben üretirim, satarım, beğenen beğenir, beğenmeyene parasını iade ederim. blogçular yokken de ben vardım dedi ve koydu noktayı.

  • Cok güzel, faydalı bilgiler ve samimi duygular..
    Hem yazarın hem de yorumcuların görüşlerini okuyunca benim gibi düşünenler olduğuna sevindim. Blog kalitesi insan kalitesini yansıtır, insan kalitesi ise emek ve iyi niyet ile yükselir.

  • Selam,
    Ben emre ve ben bir blog yazarı da değilim.Bu gece öyle otururken evde blog yazmak nasıl birşey nasıl açılır, açılırsa neler yazılır acaba diye merak ettim o site bu site derken senin sayfana girdim. Yazdıklarını ve herkesin yorumunu okudum ve bir şeyler yazmak istedim. Öncelikle haklısın herkes kolay yoldan nasıl para bulurum,nasıl göze girebilirim peşinde günümüzde. Ama artık her alan da bu var zaten,artık bunu pekde hor görmemek gerek bence zaten yaptığı işi becerebilen kalıcı oluyor, blog yazarıysa, iyi ise,peşinden koşuyor ise,fark yaratıyorsa o kazanıyor yapamıyorsa by by (:
    İlk yorum yapan arkadaşı okudum (evren :) o da güzel cümleler ile süslemiş yorumunu belli ki iyi yazıları var. Ama bu kadar megolaman’lık fazla bence, öyle bir yorum yazmış ki arkadaş sanki blog yazılarının mucidi :) ben de uyandırdığı ilk izlenim yorumdan çok reklam. Biz şöyle dik, biz böyle dik şimdi artık böyle şöyle demekle , ben şunu yaptığımda bana şunu bunu dediler demekle olmuyor maalesef. Düzeltmek istiyorsan öneride bulunacaksın, yargıladığın an popişin kalkmış dostum derler adama :)
    Bu arada bende bir reklamcıyım ama şuan farklı bir sektörle uğraşıyorum. Senin yazını yargılayıcı değil, yapıcı bulduğumu söylemek isterim fakat yapılan her yoruma verdiğin cevaplar da destekler nitelikte olmasıda manidar :) bunlar benim nacizane fikirlerim her ne kadar umurunuzda olursa artık :) başarılar.

  • Emre, elbette umrum(uz)da olur söylediklerin. Bu yazı altında belli bazı kimseler özelinde, belli bazı noktaları eleştiriyoruz. Daha iyi nasıl yaparızı konuşmaya çalışıyoruz. Senin yorumların da çok değerli, renk kattı bloga.

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın

Çok paralar kazanma hevesiyle aklına bir fikir geliyor, hemen açıyorsun blogu. İlk yazında millete kendini ve heyecanını anlatıyorsun. Hatta aynı gün birden çok yazı...
" />