Eyvah, Babam Benimle Arkadaş Olmak İstiyor!

Facebook, ilk önce sadece Harvard öğrencilerinin üye olabileceği bir sisteme sahipti. İlk 24 saatte 1,200 kişi kaydolurken, bir ay içerisinde öğrencilerin yarısının siteye üye olduğunu biliyoruz. Sonraki aylarda Ivy League‘de yer alan diğer okullara üyeliğin açılması ile sitenin “nüfusu” iyice artmıştı…

2004 yılında bunlar olup biterken, 2005 yılına gelindiğinde ise Facebook, lise öğrencilerinin kendi ağları üzerinden davetiye göndererek üye olmalarına izin verdi. Sonradan Apple ve Microsoft’un da içinde bulunduğu bazı şirket çalışanlarının da üye olmalarına olanak sağladı.

Eylül 2006’dan bu yana, 13 yaşın üstünde ve geçerli bir e-posta adresine sahip olan herkes üye olabiliyor. İlk zamanlar sadece öğrencilerin üye olabildiği site, şimdi 585 milyondan fazla üyesi olan küresel bir güce dönüştü. Artık sadece arkadaşlarımızın değil; kardeşimizin, anne-babamızın ve hatta dede ve büyük annelerimizin bile Facebook hesabı var…

Durum böyle olunca Facebook’taki kullanıcı profili de değişti. Artık 25 yaşın üstünde milyonlarca kullanıcı ve “aile” Facebook’ta. Peki ebeveynlerimizle arkadaş mıyız, değilsek arkadaş olmak istiyor muyuz?

Genç nesil olarak biz, Facebook’ta yeni bir dünyaya sahibiz. Bu dünya bize özel. Bu öyle bir dünya ki, ailemizden biri bu dünyaya ilişkin bir girişimde bulunsa, hemen kendimizi geri çekiyor ve isteklerini reddediyoruz.

Ailemizle bu dünyadaki ilişkimize dönmeden önce bazı verilere göz atmakta fayda var:

Türkiye’de şu anda 29 milyondan fazla Facebook kullanıcısı var. Bu kullanıcıların %12’si 35-44 yaş arasındayken, %4’lük kısmı 45-54 yaş arasında.

Yaş aralığı az görünebilir ancak aşağıdaki grafikte yaş aralığındaki değişimi görmek mümkün. 35 yaşın üstünde sürekli bir artış dikkat çekiyor.

Verilere göz attıktan sonra gelelim ailemizi bu dünyaya dahil edip etmeme durumumuza… Ailemiz aslında buradaki dünyamızdan bihaber. Sevgilimizle fotoğraflarımız, partilerde coşmalar, okul çimlerine yayılmalar, arkadaş arası yorumlar…

Arkadaş seçimimiz konusunda çocuklukta sürekli telkinde bulunurken, ailemizde 850 arkadaşımızın olduğunu söylediğimizi bir düşünün… Hırlısı, hırsızı, ilişkilisi, bunalımlısı, paylaşım delisi… Kısacası hepsi var! Onların olmadığını bildiğimiz için, gayet rahat hareket ederken, arkadaş isteği gönderdiklerinde nedense tüylerimiz diken diken oluyor.

Daha birkaç gün önce bir arkadaşımın babası da yeni bir hesap açmış, arkadaşıma arkadaşlık isteği göndermiş. Ona isteği kabul edip etmeyeceğini sorduğumda aldığım cevap hayır oluyor. Gerekçe olarak da, “babam alkol aldığımı, küpe taktığımı bilmez. Oradaki fotoğraflarımı, yorumları görür. Görmesini istemiyorum.” diyor.

Ancak Amerika’daki bazı arkadaşlarıma baktığımda, profilde yer alan aile kısmına maaile dizildiklerini görüyorum. Baba, anne, kız kardeş, ağabey aile boyu oradalar!

Yine Amerika’da kendi ailesinden bireyleri kabul etmeyen, kabul etse bile gizlilik ayarlarından pek çok şeyi aile bireylerinin görmesini engelleyen -benim tabirimle aile korumasını aktif eden- arkadaşlarım da var.

Demek ki mesele ülke meselesi değil. Kişinin rahatlığı ile alakalı. Ailesine karşı ne kadar açıksa, o kadar rahat oluyor diyebiliriz…

Yeri gelmişken; halen izlemediyseniz, South Park’ın You Have 0 Friends isimli bölümünü izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Dizide yukarıda anlatmaya çalıştığım durumla ilgili çok somut, “bizden” bazı örnekler görebilirsiniz.

Siz de buna benzer durumlarla karşılaştıysanız lütfen paylaşın…

3 Yorum

  • Halit Usta dedi ki:

    Gerçekten çok doğru bir yazı olmuş. Ailelerimizden oldukça izole bir yaşantımız var Facebook’ta… Buradaki fotoğrafların, yazıların ve ona benzer pek çok materyalin ailelerimiz tarafından anlaşılması imkansız. Bende ailem için “görmesin” diye bir grup oluşturdum ve, paylaşımların 90% nını gizliyorum :)

  • İbrahim Erdoğan dedi ki:

    Konu güzel,tespitler güzel…Velhasıl benim farklılığımdan mıdır yoksa yukarda verdiğin örnek gibi rahatlıktan mıdır bilinmez böyle bi rahatsızlık yaşamıyorum.Aileden kimsenin Facebook’ta hesabı yok.Akıllara hemen ”uzaktan davulun sesi hoş gelir” sözü gelsede konuda bir üçüncü boyut açmak istiyorum.Buda özel hayata sahip olmayan kişiler olsa gerek ki ben bu sınıfa dahil olduğuma inanıyorum.Aileden izole bir yaşam benimsemeyen,benim değimimle ‘hımbıl’; literatürde’ iyi aile çocuğu’ olarak yer bulan hayat tarzı.
    Rahatlık meselesine gelince de ülke farkından değil,kültür farkından kaynaklandığına inanmaktan kendimi alamıyorum.Anadolu kültürü adı altında dilimize doladığımız Türk Kültürü’nde aile hayatındaki yakın çevreyi oluşturan insanlar diğer kültürlere oranla daha değerli olduğunu düşünüyorum.Bunu kadınlarımıza,çocuklarımıza,kızlarımıza verdiğimiz değer ve sonrasındaki koruma duygusu ispatlamakta.Şiddet eğilimimiz biraz fazla ki oda değersiz olduğunu göstermemekte.Anadolu kültürünü oluşturan ecdadımızın da bu konu hakkında bi sözü varki onuda hemen iliştirelim:’Kızını dövmeyen,dizini döver.’
    Saygılarımla…

  • Semin Özmoralı dedi ki:

    Çok güzel bir yazı, çok enteresan bir konu… 14 yaşında oğlu olan bir anne ve 65 yaşında anne-babası olan bir evlat olarak okudum bu yazıyı. Hepimiz de Facebook’tayız. İtiraf etmeliyim ki oğlumuzla Facebook ilişkimizde birkaç çatışma yaşadık. AFacebook adabının, oğlumuzun arkadaşlarıyla telefon konuşmalarına, sohbetlerine, ortak programlarına, eğlencelerine “burnumuzu sokmaktan” farklı olmadığı prensibini kabul ettiğimizde de çözdük. Sosyal ilişkilerin offline dünyada ya da online dünyada olmasının bir farkı olmamalı; aynı saygıyı görmeli. Sohbet Facebook’ta diye oğlumun arkadaşlarının konuşmalarının ortasına “yavrum, oğlum, sebzelerini yemeyi unutma” diye atlamamalıyım. Şimdi yazması kolay ama başlarda, ekranla klavyem arasında yazdıklarımı başkalarının da gördüğünü hatırlamam o kadar da kolay olmadı tabii. ;)

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.