Malta Gezimden Notlar

Bu yılbaşı tatilimi Malta’da geçirdim. Adaya dair çok fikir sahibi değildim, araştırmamı yapmıştım ama esas bilgiyi uçuş sırasında okuduğum dergiden edindim. 1 hafta kaldığım Malta’ya dair bazı notları paylaşmak istiyorum.

Malta ziyareti benim için iki anlama geliyordu: Biri eş durumu, diğeri Malta Şövalyeleri. Her ikisi de aşık olduğum konular olduğu için benim adıma çok özel bir deneyim oldu. (Birer “maşallah” ve “nazar değmesin”i eksik etmeyin.)

Eş durumunu şu fotoğrafla özetleyeyim ve Malta’ya dair tuttuğum notlarla devam edelim:

Tapınak Şövalyeleri’ni bilirsiniz, Kudüs’e hacı olmaya giden hacı adaylarına yolda eşlik etmek, bakımlarını sağlamak ve onları korumak amacıyla 9 şövalye ile kurulmuş birliğin adıydı. Birlik bu şekilde gücünü artırdığından, sonradan zenginleşmiş, dini ve siyasi anlamda da nüfuz kazanmıştı.

Kudüs’ün Müslümanlar tarafından ele geçirilmesinin ardından, birlik Rodos ve Malta’da faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. İşte Malta Şövalyeleri’nin de adaya yerleşme hikayesi böyle başlıyor.

Malta’da her yer şövalyelerin eserlerinden izler taşıyor. Sokaklarında yürümeye doyamayacağınız Birgu şehri, şövalyelerin yerleştiği ve Osmanlıya karşı adayı savunduğu şehir olarak dikkat çekiyor. Birgu şehrinin kıyısında Aziz Angelo Kalesi yer alıyor. Biz gittiğimizde kale restorasyona alınmış ve ziyarete kapatılmıştı. Birgu’da yılda birkaç kez In Guardia adındaki temsili gösteri yapılıyor. Biz de St. John şövalyelerinin temsil edildiği bu gösteriye denk geldik. Gösteri biraz amatör, yüksek beklentiyle gitmemenizi tavsiye ederim.

Kuşatma girişimlerinin artması nedeniyle, Birgu’nun karşısına Valletta şehri kuruluyor. Şehir sonradan başkent oluyor. Aşağıdaki fotoğrafı da Valletta’dan Birgu’ya, Aziz Angelo Kalesi’ne eleştirel bir bakış atarken çektik.

Osmanlı’nın kuşatma girişimi Malta tarihinde önemli bir yer kaplıyor. Kitapçılarda Büyük Kuşatma (Great Siege) kitapları ön raflarda duruyor, müzelerdeki freskler ve tablolarda kuşatmadan sahneler yer alıyor. Kimisinde Osmanlı askerleri esir alınmış, kimisinde kuşatma anı canlandırılmış.

Palace of Armoury ve State Rooms da gezilmesi gereken yerlerden. Bir müzenin tamamen zırhlara ve o dönemki silahlara ayrıldığını düşünün. İşte benim aklım orada yerinden oynadı.

Mdina şehri, mimarisi ve kendi içindeki o güzel atmosferi nedeniyle çok ilginç… İçerisindeki Mdina Zindanları’nı ziyaret edin. Ek olarak Palazzo Falson’da pek çok şey görmek mümkün.

Adada altyapı yok. Yağmur yağınca bir sokakta karşıdan karşıya geçemiyorsunuz. Su, olduğu gibi sokağın ortasından akıyor ve yürümek imkansızlaşıyor.

Adanın bir ucundan diğer ucuna tek bir otobüs bileti ile gitmek mümkün. Otobüs biletini 1 haftalık alırsanız, 1 hafta boyunca tüm otobüslere aynı biletle bedava binebiliyorsunuz. Aklınızda olsun, bu sayede ulaşım son derece ekonomik oluyor.

Adada stres, telaş ve bir yere yetişme endişesi yok. Trafik soldan aktığı için otobüse sol ön kapıdan binip, yine aynı kapıdan iniyorsunuz. Bileti şoförden alıyorsunuz. Şoföre bozuk para çıkarmakla uğraşırken 10 dakika para da arasanız herkes sizi bekliyor, çıt çıkaran olmuyor. Yaya yolunda arabalar elbette duruyor ve size yol veriyor.

Maltacada Türkçeye benzer kelimeler var. Bu da Arapça etkisinin sonucu. Bizdeki “merhaba” onlarda “merħba”. Bizdeki “şemsiye”, onlarda “xemxija” (şemşiya diye okunuyor). Orada plajın adı Xemjixa.

İlk üç günde adanın yarısını gezmeniz ve müzelerle katedralleri görmeniz mümkün. Beni en çok St. Johns Co-Cathedral etkiledi. Dev bir katedral ve içerisi görmeye değer. Ayrıca katedral içinde Caravaggio’nun St. Jerome Writing eseri de yer alıyor. Caravaggio, St. Jerome tablosundan iki tane yapmış. Diğeri Roma’da.

Hediyelik eşya dükkanları da şövalye figürleri ile dolu. Küçük boylusundan kocaman şövalye figürlerine kadar çeşitli eşyalar satın almak mümkün.

Gelmişken Popeye Village’a gitmeyi de unutmayın. 1980 yılında Robin Williams’ın oynadığı filmin çekildiği seti yerinde görmek güzel oluyor. Set içerisinde animasyon gösterileri yapılıyor. Bir de restoran var. Menüsü çok zengin değil ama acıkırsanız aklınızda olsun.

Gezinin bir diğer güzel tarafı da Malta’ya yılbaşında gitmiş olmamdı. Yeni yıla Valletta’da, meydanda girdik. Çok kalabalıktı ve Taksim’in aksine nezih bir ortamda 10’dan geriye saydık. Meydana gelen çiftlerin neredeyse hepsi ellerinde ikişer kadeh ve şampanya şişeleriyle gelmişlerdi. Projeksiyon gösterisi, havai fişeklerle devam etti. Tam olarak şöyle oldu yani:

Atladığım, gezmeyi belirtmediğim yerler de var ama geri kalan kısmın keşfini size bırakıyorum. Sokaklarda yürümeye başladığınızda çok acayip yerler keşfedebiliyorsunuz. Tavsiye ederim.

Malta’ya gidecekseniz, sorularınızı ve merak ettiklerinizi yorum kısmına ekleyebilirsiniz. Bu sayede ben de kafanızdaki soru işaretlerini gidermeye çalışayım. Hatta gittiyseniz deneyimlerinizi benimle ve diğer okuyucularla paylaşabilirsiniz.

3 Yorum

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın