Napolyon’u, Tablosu Yapılırken Gördüm!

Bunu anlatmazsam uyuyamam. Sıcaktan eridiğim yaz aylarından birinde, bisikletimle gezdiğim sırada yol kenarında yaşlı bir teyze gördüm. Uzaktan beni görünce el etti. Biraz çekindim açıkçası. Yanına yaklaştım ve anlamadığım bir dilde konuşmaya başladı. Anlamadığımı söyledim ama o da beni anlamamış olacak ki, taramalı tüfek misali o iç gıcıklayan sesiyle bana bir şey tarif etmeye devam etti. Sonra koynundan bir zarf çıkardı. Üstünde “Napolyon Bonapart’a, Çok Acil!” yazıyordu. Yazıyı görünce durumu anladım. Havanın biraz serinlemesini bekledim. Çünkü yolum uzundu. Ya da ben öyle düşündüm. Sonra zarfı kapmamla birlikte yola koyuldum. Akşam serinliği de çökmüştü. Nehir kenarında ördek sesleri duyduğum sırada, yüzen develer gördüm. Hörgüçlerinden anladım deve olduklarını.

Sonra bir hışımla Napolyon’un işhanına geldim. İşhanı 50 kattan fazlaydı… Güvenliğe zarfı gösterdikten sonra asansörle en üst kata çıktım. Upuzun bir koridor vardı. Duvarlarda aynalar… Duvarlarda ayna olduğunu bakmadan nasıl anladığımı halen anlamadım… Koşarak Napolyon’un odasını buldum. Sekreter hanımefendi Napolyon’un içeride olduğunu söyledi. Ben de sessizce kapıyı araladım. Kapının açıldığını görünce gözleriyle “gel içeri” işareti yaptığını anladım. Sesim kısık hâlde Jacques Louis David’e “selam!” dedim. Ağzında fırça, bir elinde palet, diğer elinde de ince bir fırça ile Napolyon’un sağda gördüğünüz resmini yapıyordu. Napolyon’u çalışma odasında, bu ünlü tablosu yapılırken görmüştüm. Benim için çok önemli bir andı. Çıkarken Jaques Louis’ye, aynısından bir tane de bana yapıp yapamayacağını sordum. Gülümseyerek göz attı ve ağzım kulaklarımda odadan ayrıldım. Birkaç gün sonra Napolyon’un imzasını taşıyan bu tablo kaldığım hana gelmişti. Çok sevindim. İkisi de unutmamıştı beni. Tabloyu bisikletimle çok uzun süre taşıdıktan sonra, National Gallery of Art’a bağışladım. Adıma imzaladığı tabloyu orada görebilirsiniz. Ben gördüm.

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın