Madison Avenue’da Bir Reklam Kitabı İmzalatma Hikayesi

Yıl 2008. Üniversite üçüncü sınıf bitmek üzere. Yaz tatiline birkaç ay kalmış. O sene arkadaşlarla Amerika’ya gitme planları yapıyoruz. Work&Travel fuarlarına katıldığımız, firmalardan şartlar ve işler hakkında bilgi aldığımız bir dönemdeyiz. O günlerden birinde ilef’in meşhur kantini Kulis’te sevgilim (ve artık eşim) Simge ile otururken telefonum çaldı. Karşıdaki ses “Tebrikler, çekilişle Amerika’ya gitmeye hak kazandınız.” dedi.

Bir anlık şaşkınlıkla ve dolandırılıyor muyum lan acaba hisleri ile karışık “Nasıl yani?” dedim. Karşımdaki ses “Avea’nın Patlican’ına özel ‘Amerikan rüyanı anlat, çekilişle 3 ay Amerika’ya git’ kampanyasına katılmışsınız ve bu sebeple çekilişi kazananlardan biri de sizsiniz.” dedi. O an dolandırılmadığımı anladım ve çekilişe katıldığımı hatırladım. Çekilişle Amerika’ya gidecektim ve üstüne bir de bana iş bulacakları için para kazanacaktım.

Work&Travel benzeri bir program olan Camp Counselors programı kapsamında, New York’a bağlı Old Forge şehrindeki Adirondack Woodcraft kampına gittim. Burada çok güzel ve huzurlu zaman geçirdiğimi söylemeliyim.

Kamp 2 ay sürdü ve 2 ayın sonunda New York City’ye geçerek birkaç günlüğüne Manhattan’ı, Times Meydanı’nı, Liberty Island’ı gezdik. Gezi sonunda Türkiye’ye dönmeme halen 3 hafta vardı. Bu 3 haftalık süreci eşiyle birlikte yaşayan kuzenimin yanında geçirecektim. Lise birinci sınıfta kafaya koyduğum reklamcı olma sevdamla alakalı olarak da mutlaka Madison Avenue’yu görmem ve mümkünse ajansları gezmem gerekiyordu. Tam da Mad Men izlediğim bir dönemdi. O dönem başarmam gereken hedeflerden biri buydu. Plan belliydi.

iPod Touch’ımdaki Haritalar uygulamasına TBWA, DDB, Ogilvy & Mather Worldwide gibi Madison Avenue ve civarındaki ajansları kaydettim. Wi-fi bulmanın kolaylığı ile de nerede olduğumu ve nereye gitmem gerektiğini yürüyerek tespit edebiliyordum. Broadway’deki Barnes & Noble’a giderek Ogilvy on Advertising kitabını satın almıştım. Amacım kitabı Ogilvy & Mather Worldwide’da çalışan birilerine imzalatmaktı.

İlk olarak TBWA\Chiat\Day’e geldim. Hedefim Lee Clow’la tanışmak. Oraya gitmeden önce de e-mailini bulduğum çalışanlara mail atmıştım “Lee Clow’la tanışmayı çok istiyorum, onun için şöyle bir mesaj yazdım, iletmeniz mümkün mü?” diye… Olaya bakar mısınız?

Girişte yaşlı bir amca beni üst kata yönlendirdi. Asansörle yukarı çıktım ve sarıyla boyalı bir koridorda ajans işlerinin sergilendiği girişe geldim. Kapıdan girdim ve dev logonun altında oturan resepsiyonistin yanına gittim.

Gençlik ve deli cesareti olmuş olacak ki, kendisine “Lee Clow burada mı?” diye sordum. Adamın karşısında sırtında çantası, hafif uzamış saçları ile kim olduğu belirsiz bir genç vardı. Soruma önce şaşırdı, sonra da “Hayır, Chicago’da, neden sormuştunuz?” şeklinde karşılık verdi. Ben de “İstanbul’dan geliyorum. Reklamcılık okuyorum ve reklamcı olmak istiyorum. Buraya kadar gelmişken kendisini görmek istemiştim.” dedim. O da o an mümkün olmadığını ama ajans başkanı ve CEO’su Tom Carroll’dan randevu alabilirsem onunla görüşmenin mümkün olacağını söyledi. Üstüne Tom’un asistanının adını yazarak bana bir kartvizit verdi. Ben Lee Clow diye girdim ama bir anda işler ajans başkanı ve CEO seviyesine geçmişti.

İnanılmaz heyecanla ve dopamin salgısı ile aşağı indim. Telefon açtım ama ulaşamadım. Kısmet değilmiş diyerek Ogilvy & Mather Worldwide’a yürümeye başladım. Oraya varınca giriş katta bodyguard gibi bir adam beni karşıladı. Çantamdan çıkardığım kitabı gösterdim. Reklamcılık öğrencisi olduğumu, kitabı mümkünse kreatif ekipten birilerine imzalatmak istediğimi söyledim. O da randevum olmadan ve bir isim vermeden mümkün olmayacağını, vereceğim isme ve randevuya göre birilerinin gelip beni buradan alacağını söyledi. Sonra da santralin numarasını kağıda yazdı ve “Good luck man!” diyerek bana bol şans diledi.

O an aklıma web sitesindeki iletişim bölümünde insan kaynaklarından sorumlu kişinin adı geldi. Santrali aradım ve beni o isme bağlamalarını söyledim. Telefon birkaç kez çaldı ve cevap gelmeyince telesekreter çıktı. “Merhaba, şu an bir toplantıdayım. Acilse lütfen 1’e basın, değilse sinyal sesinden sonra lütfen mesajınızı bırakın.” dedi. Ben de hemen 1’e bastım ve direkt olarak “Lütfen mesajınızı bırakın” menüsüne düştüm. Müthiş bir heyecan duyuyordum. Kalbim küt küt atarken İstanbul’dan geldiğimi, reklamcılık öğrencisi olduğumu, Ogilvy’nin kitabını imzalatmak istediğimi, yardımcı olup olamayacağını anlattım ve mümkünse beni aşağıdan alıp alamayacağını sordum. Umut öğrencinin ekmeği diyerek telefonu kapattım. Biraz bekledim. Gelen giden olmadı.

Kapı önünde sigara içen birileri vardı. Boyunlarında kırmızı ipe bağlı yaka kartları takıyorlardı. Bir tanesi telefonla konuşuyordu. Yanına gittim ve durumu anlattım. Biraz antipatik gelmiş olacak ki “Ben finans departmanındayım” diyerek arkasını dönerek telefonla konuşmaya devam etti. Şimdi olsa asla yapmayacağım bir hareket. Heyecandan adamın telefon görüşmesini bölmek zorunda kalmıştım.

Etrafıma baktım ve genç bir kız ve erkeğin sigara içtiğini gördüm. Selam vererek burada çalışıp çalışmadıklarını sordum. Orada çalışıyorlarmış. Durumu anlattım ve kitabı imzalatmamın benim için çok büyük anlamı olacağını söyledim. Kreatif ekipte değillermiş. Analiz ve strateji ekibindelermiş. “Siz imzalar mısınız?” dedim ve kabul ederek kitabı imzalamaya başladılar. Bu arada staj imkanları, Amerika’da reklam eğitimi gibi konularda muhabbete başladık. O kadar sıcak bir ortam oldu ki, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi geldi. İmza seremonisi bitti ve aklımdan e-mail adreslerini istemek geçiyordu. Kitabı bana uzattılar. O arada ne yazdıklarına hızlıca baktım ve zaten ikisi de e-mail adreslerini mesajlarının sonuna yazmış. Ayak üstü kısa bir süre daha sohbet ettik ve yüzümde inanılmaz bir mutluluk ve gurur ifadesi ile yanlarından ayrıldım.

Daha sonra Facebook arkadaşı olduk her ikisi ile de. Aradan 8-9 yıl geçmesine rağmen halen ara sıra konuşuyoruz. Ogilvy&Mather Worldwide’dan ayrıldı her ikisi de. Biri geçen sene evlendi hatta.

Sırtımda çanta, elimde iPod Touch’la “Lee Clow burada mı?” gibi deli cesaretiyle sorulmuş bir soruyla başlayan ve reklam dünyasının en önemli isimlerinden birinin, Ogilvy’nin yazdığı kitabı, ajansının çalışanlarına imzalatmayla sona eren bir gün oldu.

Benim için çok anlamlı ve tarif edilemez bir durum bu. Ne zaman kitabın kapağını açsam o günler gelir aklıma…

Bunların hepsi o genç yaşımda hayal kurmakla ve tutkunun alev alması ile başlayan, birbirine sebep olan ve birbirini tamamlayan deneyimler dizisi halinde gerçekleşti. O zaman, o yaşımda kalkıştığım ve imkansız görünen her şey bir anda mümkün hale gelmişti. Benim bu deneyimden aldığım ders bu oldu.

Olmaz ya da imkansız diye düşünmeden, elinizdeki şartları değerlendirin ve bir sonuca varın. Kafanıza koyduğunuz bir şey varsa peşinden gidin. Bir işi yapmaya tutkunuz olsun. Gerisi geliyor…

Yeni Yazılar E-mailinize Gelsin Mi?

Bloga yeni yazı yazdığımda e-mail yoluyla haberdar olmak isterseniz, lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi girin. Spam yapmayacağıma söz veriyorum.  

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın

Okuyacağınız her şey yaşanmış bir hikayeden alınmıştır.
" />