Steve Jobs’ın Kayıp Röportajı (1995)

Geçenlerde izlediğim Steve Jobs: The Lost Interview (Steve Jobs: Kayıp Röportaj) özelinde dikkatimi çeken bölümleri derlemek ve bu belgeselin hikayesini paylaşmak istiyorum. Steve Jobs, belgesel için PBS’te Triumph of the Nerds programını yapan Robert X. Cringely’ye 1995’te röportaj veriyor ve orijinal D1 video kaydı Londra’dan Amerika’ya gönderilirken kargoda kayboluyor. Belgesele “Kayıp Röportaj” unvanını veren de tam olarak bu oluyor.

Daha sonra programın yönetmeni Paul Sen 2011’de Steve Jobs öldükten sonra montajlanmamış ve kurguya girmemiş PAL VHS kasetini kendi garajında buluyor. Paul Sen, Bob Cringely ile görüşerek belgeselin bağımsız bir film olarak sinemalarda gösterilmesini öneriyor. Bob da Mark Cuban ile görüşerek 70 dakikalık belgeselin 17 sinemada gösterilmesini sağlıyor. 2012’de belgesel DVD olarak piyasaya çıkıyor.

Steve Jobs bu röportajı verdiği sırada NeXT’in başında ve Apple’a tekrar dönmesine daha 2 sene var. Röportajdan 1 yıl sonra Steve Jobs NeXT’i Apple’a satıyor. Apple’ın da iflasına 90 gün kala yeniden iş başına gelerek şirketi ipten alıyor. Röportajın verildiği dönemde NeXT de zor günler geçiriyor. Bill Gates, Apple’ın fikirlerini kullanarak kişisel bilgisayar (PC) sektöründe kontrolü ele alıyor.

Röportaj montajlanmadığı için bana çok doğal geldi. Bob’un sorularına karşılık Steve Jobs boşluğa dalarak uzun uzun düşünüyor, bazı anlarda gerildiğini görüyoruz. Hatta bir yerde konuşması sırasında hapşırıyor.

Bilgisayarla ve Steve Wozniak’la Tanışma Hikayesi

Röportajda Steve’in söyledikleri de bir hayli ilgi çekici. Steve ilk kez bilgisayarla 10-11 yaşlarında tanıştığını anlatıyor. Bu da 30 yıl öncesi olduğu için o günleri çok net hatırlamasa da yine de hatırladığı kadarını aktarıyor. O gün kullandığı bilgisayarda herhangi bir grafik arayüzü olmadığını, bilgisayarın bildiğimiz “yazıcı” gibi olduğunu söylüyor. Klavyeyle komutları giriyorsunuz ve bir süre bekliyorsunuz. Makinede BASIC ile bir şeyler yazdığınızda makine de bunlardan ortaya bir şey koyuyordu. Sonuç da beklediğiniz gibi çıkarsa program çalışmış oluyordu.

12 yaşına geldiğinde Hewlett-Packard’daki Bill Hewlett’i aradığını ve “Merhaba, adım Steve, siz beni tanımıyorsunuz ama bir frekans sayacı inşa ediyorum ve bazı yedek parçalara ihtiyacım var” dediğini söylüyor. Bill ve Steve 20 dakika telefonda konuşuyor, Bill parçaları veriyor ve o yaz Steve’e bir de iş veriyor.

Steve Wozniak’la 14-15 yaşlarında tanışıyor ve çok iyi anlaşıyorlar. Wozniak’tan “Benden çok şey bilen tanıştığım ilk insandı” diye bahsediyor. Esquire dergisinde bedava arama yapabilen Captain Crunch ile ilgili bir haber görüyorlar. Bunu görünce bir kez daha büyüleniyorlar. Asparagas olarak düşünüyorlar ve bunu yapmayı sağlayan tonu bulmak için kütüphaneleri araştırıyorlar. Stanford Lineer Hızlandırıcı Merkezi’nde çok derinlerde bir tane AT&T Technical Journal buluyorlar. Orada her şey açıklanıyor. Bunu görünce gerçek olduğuna inanıyorlar ve hemen bu tonu üretecek bir cihaz yapmaya koyuluyorlar. Mantığı da şehirler arası arama yaparken duyduğumuz “dı dı dıt” gibi bir sesi yakalamak oluyor. Farklı frekanslar olduğu ve A bilgisayarından diğerine gittiği için insanlar bunu taklit edemiyor. AT&T’nin yaptığı en büyük hata, bilgisayarların bu sesini, normal banda koyması olmuş. Çünkü aynı sesi çıkarabildiğiniz sürece bedava arama yapabiliyorsunuz. Yaptığınız bu hile ile tüm AT&T bilgisayar ağı, sizi bir AT&T bilgisayarı sanıyor. 3 hafta sonunda çalışan bir kutu tasarlayıp ilk aramayı Los Angeles’a yapıyorlar. Gecenin bir vakti yanlış numara çevirerek başka bir adamı arıyorlar ve “Anlamıyor musun bu aramayı bedava yaptık” diyorlar. Adam anlamıyor tabii. Hoşuna da gitmiyor o saatte uyandırılmak. Hatta bu kutuyla Papa’yı arıyorlar ama arayanların yetkili olmadığı anlaşılınca Papa ile konuşamıyorlar.

Röportajın bir yerinde “toner” (kartuş) kelimesi geçiyor. Bob da “Toner nedir?” diye soruyor. Steve de “Toner yazıcıda mürekkebi püskürten şeydir” diyor. Yazıcı kartuşu 1995’te doğal olarak çok bilinmiyor demek ki.

Apple’la ve Ekiple Zor Günler Yaşadığı Dönem

IBM’in pazara girmesinin Apple zamanında korkutucu olduğunu söylüyor Steve Jobs. Bir tarafta 1 milyar dolarlık Apple, diğer tarafta da 30 milyar dolarlık IBM var çünkü.

Steve Jobs, Xerox PARC’ı gezdiğinden ve burada gördüklerinden inanılmaz etkilendiğinden bahsediyor. Oradan döndükten sonra ekibin fare (mouse) ve grafik arayüz üzerinde çalışmasını istiyor. Hewlett-Packard’dan aldığı insanlarla da bu konularda anlaşamıyor ve onlara derdini tam olarak anlatamıyor. Bu konuda çok sıkıntı yaşıyor ve tartışıyor. Ekipteki insanlar fare üretmenin 5 yıl süreceğini ve tanesinin 300 dolar olacağını söylüyor. Daha sonra David Kelley’ye gidiyor ve 90 gün içinde, 15 dolara üretilen bir fare tasarımına sahip oluyor. Bu olayı yaşayınca da bu fikri ve kapasiteyi yakalayabilecek insanların Apple’da olmadığını fark ediyor.

Lisa ile birlikte dağıtım kanalının sorun olduğunu ve kendi şirketiyle hiç alakası olmayan bir ürüne sahip olduklarını anlatıyor. Şirketin imajına uymayan, hiçbir müşterinin parasının yetmeyeceği bir ürünleri oluyor. Lisa ile ilgili sorunu üst yönetimin tam anlamaması sebebiyle Steve Jobs kaybettiğini söylüyor. Macintosh için kurduğu küçük ekiple tanrıdan görev aldığını düşünüyor ve her şeyi yeniden icat ettiklerini anlatıyor. 1.000 dolara satılabilecek Macintosh’u tasarlamak için işe koyuluyor. Japonya’da 80 tane otomatik fabrika geziyor ve ilk otomatik fabrikayı California’da kuruyorlar. Ama yine başaramıyorlar. 2.000 dolara satabilecekleri ürünü 2.500 dolara piyasadan sürüyorlar.

John Sculley ile Olan Sorunlar ve Apple’dan Ayrılışı

Bob Cringely, “İş sizin vizyonunuza dayanıyor. Burada önceliklerinizi nasıl belirliyorsunuz? Sizin için ürünün geliştirilmesinde önemli olan şey nedir?” diye sorunca, Steve Jobs cevap vermeden önce epey bir düşünüyor. Sonrasında “Apple’a gerçek anlamda zarar veren şeylerden biri şuydu: Ben ayrıldıktan sonra John Sculley ciddi bir hastalığa yakalandı. Bu hastalığa başka insanların da yakalandığını gördüm. Bu hastalık iyi bir fikrin işin %90’ı olduğunu sanma hastalığıydı. Tüm bunları başka insanlara anlatıp ‘İşte harika bir fikir’ derseniz, elbette gidip bunu gerçeğe dönüştürürler. Burada sorun şu ki; harika bir fikir ve harika bir ürün arasında inanılmaz miktarda işçilik vardır ve bu harika fikri geliştirdikçe değişir ve büyür. Asla başladığı gibi sona ermez. İşin inceliklerine girdikçe çok daha fazla şey öğrenirsiniz. Böylece çok büyük ödünler vermek zorunda kalırsınız. Elektrona, plastiğe, cama, fabrikalara ya da robotlara yaptıramayacağınız şeyler vardır. Ürün tasarlamak 5 bin şeyi kafanızda tutmaktır. İstediğiniz şeyin olması için zorlamaya devam edersiniz. Sihirli olan da bu süreçtir. Başladığımızda bir sürü fikrimiz vardı. Ama ben gerçekten yaptığına inanan bir grup insanın olması gerektiğine inanmışımdır.”

Mac ekibindeki insanların da mutsuzluğu ile ilgili soru üzerine Steve Jobs, ekipteki insanların bazılarının çalıştığı en zor iş olduğunu; bazılarınınsa çalıştığı en mutlu iş olduğunu söyleyeceğini aktarıyor. Hepsinin de bunu hayatlarındaki en yoğun ve tutkulu bir dönem olarak hatırlayacağını da söylemeyi ihmal etmiyor.

1985’te Apple’dan ayrılma dönemine geldiğimizde, Steve Jobs o dönemin çok sancılı olduğunu ve bu konu hakkında çok konuşmak istemeyeceğini söylüyor. “Yanlış adamı işe aldım” diyerek John Sculley kararını sorguluyor. 10 yıl boyunca uğruna emek verdiği her şeyi mahvettiğini söylüyor. “Apple istediğim yerde olan bir şirket olsa ben zaten ayrılırdım. John en basit haliyle kalkmak üzere olan bir rokete bindi. Roket kalkışa geçti. O zaman aklı başından gitti ve roketi kendisinin yaptığını sandı. Sonra rotayı kaçınılmaz olarak yere çarpacak şekilde değiştirdi.” diyor. Steve’e, Sculley ile yapışık ikiz gibiyken, ayrılıklar yaşama sebepleri soruluyor. Steve de 1984’te sektörün durgunluk yaşamaya başladığını, satışların ciddi düşüşte olduğunu, John’un ne yapacağını bilemediğini söylüyor. Hiçbir fikri yoktu. Apple’ın tepesinde liderlik boşluğu vardı. John da şirketteki günlerinin sayılı olduğu bir duruma düşmüştü. John tüm bu sorunların kökeninin Steve Jobs olduğuna karar verdi. Böylece kafa kafaya gelerek tartışmalar başladı. John’un kurulla çok iyi ilişkisi vardı ve ona inandılar. John’un vizyonu olmadığı için şirkette yürütme sorunu vardı. Apple’ın daha güçlü bir lidere ihtiyacı vardı. Apple’ın geleceği Macintosh’tu. Apple II’deki harcamaları kısarak Macintosh’ta artırmak gerekiyordu. 1985’te Apple felç olmuştu ve bütünsel olarak yönetme becerisi Steve’de yoktu. 2 milyar dolarlık bir şirketi yönetecek deneyimi yoktu, 30 yaşındaydı. Ne yazık ki John’un da yoktu. Bu durumda Steve’e şirkette bir iş kalmamıştı ve açıkça bunu da ona söylemişlerdi. Steve de “bana biraz fon verin, araştırma departmanı kurayım ve bir sonraki harika şeyi üretelim” teklifinde bulundu. Ofisi elinden alındı ve bunun mümkün olmadığı söylendi.

Apple, NeXT ve Microsoft’un 1995’teki Durumu

Steve daha Apple’a dönmemişken, 1995’te Apple’ın durumu soruluyor. “Apple bugün çok acılı bir şekilde ölüyor” diyor. Bunun nedeni de, Steve Apple’dan ayrıldığında şirket sektördeki herkesten 10 yıl daha öndeydi. Macintosh 10 yıl ilerideydi. Microsoft’un bunu yakalaması 10 yıl sürdü. Yakalama nedeni de Apple’ın yerinde saymasıydı. 1995’te satılan Macintosh, Steve bıraktığından bu yana %25 farklıydı. Ar&Ge’ye toplam 5 milyar dolar harcandı. Karşılığında alınanın ne olduğu bilinmiyor. Yeni ürün üretimi ve ilerlemeye dair anlayış bir şekilde yok oldu. Apple da pazar payı ve pek çok açıdan geri kaldı.

Microsoft’un o zamanki durumuyla ilgili ne düşündüğü soruluyor. Bob, Microsoft’un bir Cadillac ya da BMW olmadığını, geleceğin Ford’u olduğu benzetmesini yapıyor. Microsoft’un başarısını nasıl sağladığını soruyor. Steve’e göre IBM adlı Satürn V roketi Microsoft’u başarılı kıldı. “Böyle söylediğim için Bill bana bozulacak ama bu tabii ki böyleydi” diyor. Bill ve Microsoft bu fırsattan yeni fırsatlar yarattı. 1984’te Mac çıkıncaya kadar Microsoft uygulama işinde yoktu. Sektör Lotus’un kontrolündeydi. Microsoft Mac için yazılım üreterek büyük bir kumar oynadı ve çok kötü uygulamalar tasarladı. Yapmaya devam ettiler ve daha iyi hale getirdiler. En sonunda Macintosh uygulama pazarını kontrol altına aldılar. Sıçrama tahtası olarak Windows’u kullandılar. Aynı uygulamalarla PC pazarına girip onu da kontrol altına aldılar. İki nitelikleri var: Çok iyi fırsatçılar. İyi anlamda. İkinci olarak da Japonlar gibiler. Sürekli saldırıyorlar. Bunun nedeni de IBM anlaşmasından sağlanan gelir akışıydı. Microsoft’un tek sorunu zevk sahibi olmaması. Orijinal fikir bulmuyorlar ve ürünlerine kültür getirmiyorlar. NeXT olarak yaratıcılık anlamında hiçbir şey yapmıyoruz çünkü küçük bir şirketiz. “Sadece izliyorum” diyor Steve.

Bob Cringely, Steve’den NeXT’ten bahsetmesini istiyor. NeXT, Apple’a satıldıktan sonra OS X formuyla Mac’in kalbi haline geliyor. Bilgisayar sektöründeki yeniliklerin yazılımda olduğuna vurgu yapıyor. Uzun süredir yazılım alanında da herhangi bir devrim yapılmadığından bahsediyor. “Yazılım iş dünyasındaki en güçlü rekabet silahlarından biri” diyor. En büyük nesne teknolojisi satıcısı olarak gösteriyor NeXT’i. 50 ila 75 milyon dolar arasında bir şirket olarak sektörde yer alıyor. 300 çalışana sahip.

Steve’in 95’ten 10 Yıl Sonraki Vizyonu

Röportajın belki de en önemli kısımlarından biri, Steve’e önümüzdeki 10 yıla dair vizyonunun sorulduğu son kısım. En önemli yeniliğin İnternet ve Web olacağı ile söze başlıyor. 1995’te yazılım ve bilgisayar konusunda iki heyecan verici gelişmenin olduğundan bahsediyor. Biri nesneler, diğeri web. Web çok heyecan verici çünkü birçok hayalin gerçekleşmesini sağlıyor. Bilgisayarın programlama aracından çıkıp, bir iletişim aracına dönüşmesine dair rüyayı gerçek kılıyor. Sahibi Microsoft olmadığı için de pek çok yeniliğin ortaya çıkabileceğini söylüyor. Web’in toplumdaki etkisi çok daha derin olacak diyor. ABD’deki malların %15’i katalog veya televizyondan satılıyor. Bu satışın artık Web’den yapılacağını ve milyarlarca dolar değere ulaşacağını söylüyor. Bu da nihai dağıtımı doğrudan müşteriye yönlendiriyor. Dünyanın en küçük şirketi, Web sayesinde dünyanın en büyük şirketi olarak görünebiliyor. 10 yıl sonra dönüp geriye baktığımızda tanımlayıcı teknoloji Web olacak diyor. Bu da kişisel bilgisayar alanında yepyeni bir hayat öpücüğü olacak. “Yazılım üretiyoruz, başkaları da yapıyor ama bizim ne yaptığımızı unutun, sektör olarak Web bu sektöre yepyeni bir kapı açacak.” diyerek de büyük resme bir bakış atıyor. “5 yıl önce bu kimsenin aklına gelmezdi. Harika bir çağda yaşamıyor muyuz?” diyerek de heyecanını dile getiriyor.

Siz belgeseli izlediniz mi? Dikkatinizi çeken başka yerler var mı? Aşağıdaki kutudan paylaşabilirsiniz.

Yeni Yazılar E-mailinize Gelsin Mi?

Bloga yeni yazı yazdığımda e-mail yoluyla haberdar olmak isterseniz, lütfen aşağıdaki kutuya e-mail adresinizi girin. Spam yapmayacağıma söz veriyorum.  

Muhabbete Katılın, Görüşünüzü Paylaşın